Bu hafta sonu işim gereği Rize’deydim. Hani şu karadenizde olupta mandalina yetişen şehir. Adını çay reyonlarından aşina olduğumuz şehir. Çayın anavatanı, çayın başkenti… ÇAYKUR ile özdeşlemiş olan şehir. Kısaca ÇAY=RİZE. Şehir tipik bir karadeniz şehri. Karadenizin hoyrat suları ile eşsiz yaylaların bulunduğu kaçkar dağlarının buluştuğu noktada kurulmuş şehir. Güzelliğini sahil şehri olmasına da borçludur. Sahil şehri olup da güzel olmayan şehir görmedim açıkçası.
Şehre bir sabah girdim. Beni ilk karşılayan ise yağmurdu. Trabzondan alışkındım karadenizin o güzel yağmurlarına. Öyle ki burda yağmurda ıslanmak bile zevklidir. Hiç kimse şemsiye açmaz burda, millet bilir ki 5 dakika sonra dinecek 10 dakika sonra tekrar yağacak. Birde o sandığınız gibi yağmıyor, öyle hafiften hafiften, ahmak ıslatan derler bizim oralarda bu tip yağmulara. Hafif hafif yağar hiç hissetmezsin sırılsıklam olduğunu. Aşk gibidir buraların yağmuru hiç hissetmezsin ama dönüp şöyle bir baktığında sırılsıklam olmuşsundur O’na. Neyse ki 5 dakika sonra yağmur dinince şehri dolaşmaya başladım.
Biraz Trabzonu anımsattı bana, uzun sokağı… Sahil yolunda hep gördüğüm çay fabrikalarının çayları sokaklarda caddelerde satılıyor. Öyle Liptondur doğuşçay vs. markalar yok burda. halis mulis yerel rize çayları var ve çoğunun markası geldiği ilçenin adını almış. Çayı birde burda için ki marketten aldığınız onlarca işlem gördükten sonra gelen ve demlenen çayları bir daha ağzınıza almazsınız. Bu zamana kadar ot demlemiş içmişim gibi geldi bana o gerçek çayı içince. Birde yanında giresun fındığı vardı ki değmeyin keyfime. Eğer buraya gezmeye Tur şirketleriyle geldiyseniz sizlere çaykur veya başka firmaların fabrikalarını dolaştırıyorlar ki çaylar ne zahmetlerle toplanıp getiriliyor ve hangi işlemlerden geçtikten sonra önünüzde oluyor görüyorsunuz. Çay demişken rizenin irili ufaklı çayları da (akarsu) çok güzel. Sular o kadar berrak akıyor ki insanın içesi geliyor. Birkaç metre bazen onlarca metre yüksekten akan şelaleler görünce insan gözünü alamıyor. Hele ki o suyun şırıltılı sesi insana huzur veriyor. Ben bu güzellikleri Rize merkezden ortalama 80 km uzaklıkta olan ayder yaylasında gördüm. Ama tüm bunları Rizenin heryerinde görebilirsiniz. Gün bitti geceyi ayder yaylasına çıkarken yol ve dere kenarında bir otelde geçirdim. Otel adını bulunduğu konumdan almış; DERE. otantik bir yapıya sahip olan otel herşeyiyle ahşap olarak dizayn edilmiş. ahşap olduğundan dolayı da dereden gelen su sesi gece sizin mışıl mışıl uyumanıza sebep olacaktır. Aynı zamanda rafting merkezi olan bu dere, kaynağı kaçkar dağlarına uzanan fırtına deresidir. Adına münhasır fırtına gibi akan bu dere sizi karayolu taşıtlarından daha hızlı karadenize ulaştıracağından eminim. Uzun bir aradan sonra tekrar yeşille uyandığım için çok mutlu oldum. Yeşilin her tonunu görebileceğiniz bu şehre mutlaka gidin derim.